Haber, Oyun, Sağlık, Tarifler ve Daha Fazlası | cumhuriyet yönetimi ile türk halkının kazandığı hak ve hürriyetler

cumhuriyet yönetimi ile türk halkının kazandığı hak ve hürriyetler

Resim bulunamadı

Genel Kültür

04 Temmuz 2012

ekledi.

1 yorum yazıldı

704 kez incelendi.

I-Siyasi alanda yapılan inkılaplar:

1- Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)

2- Cumhuriyet’in ilanı (29 Ekim 1923)

3- Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

II-Toplumsal yaşayışın düzenlenmesi:

1- Şapka İktisası (giyilmesi) Hakkında Kanun (25 Kasım 1925)

2- Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine (kapatılmasına) ve Türbedarlıklar ile Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun (30 Kasım 1925)

3- Beynelmilel Saat ve Takvim Hakkındaki Kanunların Kabulü (26 Aralık 1925). Kabul edilen bu kanunlarla Hicri ve Rumi Takvim uygulaması kaldırılarak yerine Miladi Takvim alaturka saat yerine de milletlerarası saat sistemi uygulaması benimsenmiştir.

4- Ölçüler Kanunu (1 Nisan 1931). Bu kanunla ölçü birimi olarak medeni milletlerin kullandıkları metre kilogram ve litre kabul edilmiştir.

5- Lakap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun (26 Kasım 1934)

6- Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun (3 Aralık 1934). Bu kanunla din adamlarınınhangi dine mensup olurlarsa olsunlar mabet ve ayinler dışında ruhani kisve (giysi) taşımaları yasaklanmıştır.

7- Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)

8- Kemal Öz Adlı Cumhurreisimize Atatürk Soyadı Verilmesi Hakkında Kanun (24 Kasım 1934)

9- Kadınların medeni ve siyasi haklara kavuşması:
a- Medeni Kanun’la sağlanan haklar
b- Belediye seçimlerinde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan kanunun kabulü (3 Nisan 1930)
c- Anayasa’da yapılan değişiklerle kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanınması (5 Aralık 1934)

III- Hukuk alanında yapılan inkılaplar:

1- Şeriye Mahkemelerinin kaldırılması ve Yeni Mahkemeler Teşkilatının Kurulması Kanunu (8 Nisan 1934)

2- Türk Medeni Kanunu (17 Şubat 1926)Dini hukuk sisteminden ayrılarak laik çağdaş hukuk sisteminin uygulanmasına başlanmıştır.

Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922)
Kurtuluş Savaşı’nın ilk yıllarında kurulan (23 Nisan 1920) Türkiye Büyük Millet Meclisi halktan kopuk Osmanlı yönetiminin yanında halkın içinden seçilen temsilcileriyle “halk iradesi”nin gerçek temsilcisi olmuş iyice eskimiş ve yıpranmış kişisel saltanatsa TBMM’yi yani ulusun egemenliğini tanımamasının yanı sıra Sevr Antlaşması’nı imzalamış düşmanla işbirliği yapıp çıkarttığı ayaklanmalarla Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı engellemeye çalışmıştı.

23 Nisan 1920′den başlayarak ulusal egemenliğe dayalı devletin kurulmasıyla kişisel saltanata kalkmış gözüyle bakan Mustafa Kemal İtilaf Devletleri’nin Lozan Barış Konferansı’na Ankara Hükümetinin yanı sıra Osmanlı Hükümeti temsilcilerini de çağırmaları üstüne 1 Kasım 1922′de TBMM’de yaptığı konuşmada ulusa akla aykırı olduğunu belirterek saltanatın kaldırılmasını istedi. Milletvekillerinin ateşli konuşmalarla Atatürk’ü desteklemelerinden sonra saltanatın İstanbul’un işgal tarihinden (16 Mart 1920) başlayarak kalkmış olduğu oybirliğiyle kabul edildi. Saltanatın kaldırılmasıyla Padişahlık Sıfatı kalkan Mehmet VI Vahdettin de 17 Kasım günü İngiliz Komutanlığına başvurarak bir İngiliz zırhlısıyla İstanbul’dan ayrıldı.

Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923)
Saltanatın kaldırılmasının ve Lozan Barış Anlaşması’nın ardından TBMM’de en çok tartışılan konulardan biri yeni devletin niteliği sorunuydu. Kendisi bir hükümet olan TBMM’nin ayrı bir hükümeti ve bu hükümeti yönetecek bir başbakanı bulunmaması meclis içinden bakanların seçiminde adayların gerekli oyu sağlamakta güçlük çekmeleri sürekli sorunlara yol açmaktaydı.

27 Ekim 1923′te Ali Fethi (Okyar) Bey başkanlığındaki hükümetin istifası ve Cumhuriyet Halk Partisi grubunun yeni hükümet listesi üstünde anlaşmaya varmaması üstüne Atatürk 28 Ekim gecesi arkadaşlarını toplayarak sorunun gerçek çözümüyle ilgili düşüncesini açıkladı ve İsmet İnönü’yle o gece devletin niteliğinin cumhuriyet olduğunu saptayan bir yasa tasarısı hazırladı. Ertesi gün TBMM yapılan işin “çoktan doğmuş olan çocuğun adını koymak” olduğunun milletvekillerine açıklanmasından sonra saat 20.30′da Anayasa değişikliğini kabul ederek cumhuriyeti ilan etti ve oybirliğiyle alınan bu karardan sonra cumhurbaşkanı seçimine geçerekgene oybirliğiyle Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı seçti.

Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924)
Saltanatın kaldırılmasından ve Mehmet VI Vahdettin’in İstanbul’dan ayrılmasından sonraTBMM’nin 18 Kasım 1922′de halife seçmiş olduğu Abdülmecit Efendi eski rejim yanlılarının tek umudu haline gelmiş bundan güç alan Abdülmecit Efendi de yeniden törenler düzenlemeyedemeçler vermeye bazı İslâm ülkelerinin kendisine bağlılık bildirmeleri üstüne İslâm dünyasının önderi tavrı takınmaya başlamıştı.

Bu durumun yeni kurulmuş cumhuriyet yönetimi için tehlikeli olabileceğini kavrayan Atatürk İzmir’deki ordu tatbikatları sırasında ordu komutanlarına hilafetin kaldırılması konusunda düşüncesini açıklayıp yasanın meclis gündemine getirilmesini kararlaştırdı. 1 Mart 1924′teki bütçe görüşmelerinde halifeye ve Osmanlı hanedanına verilecek ödenek konusunun gündeme getirilmesinden sonra 3 Mart 1924′te kabul edilen yasayla halifelik kaldırılıp ilerde saltanat ve halifelik iddiasında bulunmamaları için Osmanlı hanedanı üyelerinin de yurt dışına çıkarılmaları kabul edildi.

Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılması (3 Mart 1924)
Şeriat hükümlerine dayalı Osmanlı hukuk düzeninin yeni Türk toplumuna uyarlanamayacağının anlaşılması sonucunda TBMM’nin hilafetin kaldırıldığı gün Şeriye ve Evkaf Vekâletini’ni de kaldırmasıyla (3 Mart 1924) Türk hukuk sisteminde yeni düzenlemeler yapılması gereği de açıkça ortaya konmuş oldu. 20 Nisan 1924 tarihli ikinci Anayasa’yla birlikte hukuka ilişkin bir dizi yasa yürürlüğe girdi.

Medeni Kanun’un kabulü (17 Şubat 1926)
Osmanlı İmparatorluğu döneminde hukuk işleri din kurallarına göre yönetilmekte olduğundançağdaş toplumlar düzeyine erişmek isteyen Türk toplumunun temel gereksinmelerinin söz konusu hukuk yapısıyla karşılanamayacağı anlaşılmıştı.

Tanzimat Dönemi’nde hazırlanan Mecelle bazı yenilikler getirmekle birlikte kişilerin hak ve borçları aile kurumu işleyişi ve sona ermesimülkiyet ilişkileri miras sorunları kiralama satın alma ödünç verme vb. ilişkiler açısındangerçek bir Medeni Kanun sayılamazdı. Bu nedenle İsviçre Medeni Kanunu örnek alınarak hazırlanan Medeni Kanun 17 Şubat 1926′da TBMM’de kabul edilerek yürürlüğe kondu. Bunuöbür temel yasalar ile ceza hukuku alanındaki boşlukları gideren Ceza Kanunu’nun kabul edilip (1 Mart 1926) yürürlüğe konması izledi.

Tarikatların kaldırılması tekke ve zaviyelerin kapatılması (30 Kasım 1925)
Başlangıçta yalnızca din konularıyla ilgilenen farklı düşünce sistemleri geliştirerek taraftarlarını çoğaltmaya çalışan tarikatlar zaman içinde siyasal olaylarda etkili rol oynamayaçıkarılan tehlike ye düştükçe halkı ayaklandırmaya koyulmuşlardı.

Bu etkinliklerini cumhuriyetin ilanından sonra da sürdürmeye kalkışmaları ve Menemen Olayı Şeyh Sait Ayaklanması gibi şeriattan yana ayaklanmalara yol açmaları üstüne “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler dervişlermüritler memleketi olamaz. Türkiye Cumhuriyeti her alanda doğru yolu gösterecek uyaracak güçtedir. Biz uygarlığın bilim ve fenninden güç alıyoruz ve ona göre yürüyoruz. Başka bir şey tanımayız” diyen Atatürk’ün sözleri ışığında harekete geçilerek 30 Kasım 1925′te çıkarılan yasayla tekkeler ve zaviyeler kapatıldı.

Laikliğin kabulü (1928-1937)
Saltanatın kaldırılması hilafetin kaldırılması Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılarak yalnızca din işleriyle uğraşacak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulması tarikat ve zaviyelerin kapatılması aşamalarından geçen laikliğin tam anlamıyla yasal tabana oturtulması için 1924 Anayasası’nda yeralan “Türkiye devletinin dini İslâm’dır” deyimini tartışmaya koyulan TBMM 10 Nisan 1928′de Anayasa’nın ikinci maddesini değiştirip 16. ve 38. maddeler gereğince milletvekilleri ile cumhurbaşkanının ant içerken söylemek zorunda oldukları “vallahi” sözcüğünü maddelerden çıkardı. Ayrıca 26. maddedeki “ahkâmı şeriyenin tenfizi” (şeriat hükümlerinin yürütülmesi) sözcükleri de Anayasa’dan çıkarıldı.

İnananların ibadetlerini kendi dilleriyle yapmalarını doğal bir hak olarak gören Mustafa Kemal’in aydın din adamlarıyla yaptığı görüşmelerden sonra 3 Şubat 1928′de hutbelerin Türkçe okunmasının kabul edilmesini dualar ve ezanın Türkçeye çevrilmesi alışmaları izledi. 5 Şubat 1937′de Anayasa’nın ikinci maddesinde laiklik ilkesine yer verilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin laik bir devlet olduğunun yazılmasıyla laiklik devrimi tamamlanmış oldu.

Kadın haklarının tanınması (1930-1933 ve 1934)
Osmanlı toplumunda hemen hiçbir toplumsal ve siyasal hakkı bulunmaya kadınlara Medeni Kanun’la bazı haklar tanınmış olmakla birlikte siyasal haklar açısından bir değişiklik yapılmamıştı. Atatürk’ün girişimiyle kadınların iktisadi ve siyasal yaşama katılmaları yönünde bir dizi değişiklik yapılarak 1930′da belediye seçimlerinde seçme 1933′te çıkarılan Köy Kanunu’yla muhtar seçme ve köy heyetine seçilme 5 Aralık 1934′te Anayasa’da yapılan bir değişiklikle de milletvekili seçme ve seçilme haklarının tanınmasıyla Türk kadını o yıllarda Avrupa devletlerinin çoğundaki kadınlardan daha ileri haklar elde etti ve çok geçmeden toplumda erkeklerin çalıştığı her alanda yerini aldı.

Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925)
Ülke halkını her alanda çağdaş ve uygar düzeye çıkarabilmek için değişiklikler tasarlarken dış görünüşüyle de bunu vurgulaması gerektiğine inanan Mustafa Kemal’in 25 Ağustos 1925′te Kastamonu’ya yaptığı bir gezide başına şapka giyip “Buna şapka derler” diye halkı şapka giymeye özendirmesinden sonra 25 Kasım 1925′te Şapka Giyilmesi Hakkındaki Kanun çıkarılıpdinsel giysilerle sokakta gezilmesi yasaklandı.

Takvim saat ve ölçülerde değişiklik (1925 ve 1931)
Cumhuriyet döneminden önce Batı uluslarından ayrı takvim saat sayı ve ölçülerin kullanılmasıhafta tatillerinin cuma günü olması takvimin başlangıcı olarak Hazreti Muhammet’in Mekke’den Medine’ye göç ettiği tarih olan 622 yılının alınması (hicri takvim) sayı olarak eski sayıları ölçü olarak da okka dirhem arşın endaze vb. ölçülerin kullanılması Türk toplumu ile Batı toplumları arasındaki ilişkilerde büyük karışıklık ve güçlüklere yol açmaktaydı. 26 Aralık 1925′te miladi takvimin kabul edilip alaturka saat yerine Batı’da kullanılan alafranga saatin kabul edilmesiyle23 Mart 1931′de çıkarılan yasayla da gram kilogram ton metre kilometre gibi ölçülerin benimsenmesiyle bir yandan Batı ülkeleriyle ilişkiler kolaylaştırılırken bir yandan da yurdun her yerinde tutarlı bir ölçü ve ağırlık düzeni kurulmuş oldu.

Soyadı yasasının kabulü (21 Haziran 1934)
Soyadı bulunmamasının günlük yaşamda yarattığı güçlük ve karışıklıkların önüne geçmek amacıyla 21 Haziran 1934′te çıkarılan yasayla her Türk kendine uygun bir soyadı almakla yükümlü kılındı. 24 Kasım 1934′te çıkarılan bir yasayla da TBMM Mustafa Kemal’e Atatürk soyadını verdi. Aynı yıl çıkarılan bir başka yasayla ayrıcalıkları belirten eski unvanların yasaklanmasıyla yasalar önünde eşitlik ilkesinin gerçekleştirilmesinde önemli bir adım atılmış oldu.

Eğitim ve öğretim devrimi (3 Mart 1924)
Osmanlı toplumundaki medreseler ile iptidai rüştiye idadî türünde okulların toplumun gereksinme duyduğu elemanları yetiştirme açısından özellikle sayı bakımından yetersiz kaldığını gözleyeneğitimin önemini yaptığı konuşmalarda sık sık vurgulayan Atatürk’ün yol göstericiliği altında TBMM eğitim ve öğretim işlerini Milli Eğitim Bakanlığı’na verip 3 Mart 1924′te çıkardığı Öğretimin Birleştirilmesi yasasıyla mahalle mektepleri ve medreseleri kaldırdı. Anadolu’nun çeşitli kentlerinde meslek okulları teknik okullar öğretmen okulları ortaokul ve liseler açılırken çıkarılan Üniversiteler Kanunu’yla Darülfünun kaldırılıp yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu.

Harf yada yazı devrimi (1 Kasım 1928)
Öğrenilmesi son derece güç olan Arap abecesinin okuryazar sayısının artmasını engellediğiniayrıca Türkçe sesleri dile getirmede güçsüz kaldığını anlayan Atatürk’ün 1926′dan başlayarak yaptırdığı araştırmalar sonucunda Türkçe’nin yapısına en uygun abece olduğuna karar verilen Latin abecesi alınıp yeniden düzenlenerek 1 Kasım 1928′de çıkarılan Türk Harfleri Hakkında Kanun’la yürürlüğe kondu ve Atatürk’ün kendisinin de katıldığı yaygınlaştırma çalışmaları sonucunda kısa süre içinde benimsendi.

Tarih anlayışında gerçeğe dönüş (12 Nisan 1931)
Osmanlı döneminde tarihçilerin aşağı yukarı yalnızca yaşadıkları dönemin olaylarını yazıya geçirmekle yükümlü olmalarından ötürü Türklerin eski tarihlerine ilişkin çalışmalar yok denecek kadar azdı. Türkiye Cumhuriyeti’nin “önceki bütün Türk devletleriyle tarihsel bağı” olduğu”dünya uygarlığının oluşma ve gelişmesinde Türk uygarlığının önemli payı bulunduğu” görüşünden yola çıkan Atatürk’ün öncülüğünde yapılan çalışmalar 12 Nisan 1931′de sonradan Türk Tarih Kurumu adını alan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin kurulmasıyla sonuçlandı.

Dil devrimi (12 Temmuz 1932)
Osmanlılar döneminde aydınların büyük ölçüde farsça ve arapça sözcük ve dilbilgisi kuralı içeren Osmanlıca’yı kullanmalarından ötürü aydınlar ile halkın dil bakımından birbirlerinden kopmuş olmaları cumhuriyetöncesindeki dönemde de bazı aydınları rahatsız etmiş Selanik’te çıkarılan (1911) Genç Kalemler dergisinde “Yeni Dil” hareketi başlatılmış ama dilde yabancı sözlüklerden yeterli bir arınma sağlanamamıştı. Türkçe’nin özleştirilerek yeni Türk abecesiyle dünyanın en zengin dillerinden biri haline getirilmesini amaç alan Atatürk 12 Temmuz 1932′de sonradan Türk Dil Kurumu adını alan Türk Dili Tetkik Cemiyeti’ni kurdurarak Türkçe’nin gerçek bir bilimedebiyat ve sanat diline dönüşmesi çalışmalarını hızlandırdı.

Etiketler: ,

Bu yazı için 1 yorum yapıldı:

  1. Berin diyor ki:

    Ödevimde bana yardımcı oldu hazırlayan her kim ise teşekkür ederim :)

Yorum Yaz