Kahkaha

Bayıldım

Cool

Kızgın

Mahcup

Öğretici

Şaşkın

Suskun

Tatlı

Üzgün

Süper

atatürk türkiye'nin geleceğini nasıl değiştirdi

Ana Sayfa » Karma » atatürk türkiye'nin geleceğini nasıl değiştirdi
atatürk türkiye'nin geleceğini nasıl değiştirdi
Türkiye’nin düşünsel ve siyasal yaşamında “Atatürk Devrimleri” adı verilen atılımlar yeni Türk toplumunun temellerini oluşturuyordu. Bu devrimlerin genel nitelikleri, Türk toplumunun çağdaşlaşmasındaki “diyalektik” sürece ışık tutar. Bu nedenle, en başta, bu niteliklerin belirlenmesi gerekmektedir.
 Atatürk devrimlerinin;
Birinci niteliği; “devletçi-seçkinci” bir grup tarafından geniş halk kitlelerine, tepeden inme biçimde uygulanmış olmalarıdır. Bu “devletçi-seçkinci” grup, Osmanlı geleneğinin bir ürünüydü ve Cumhuriyetin ilk yıllarında ortada görünen tek toplumsal ve siyasal güçtü.
İkinci niteliği : Batı tipi bir toplum yaratmaya yönelmiş olmalarıydı. Bir başka deyişle, bu devrimler, batıda görülen toplum modellerinden esinlenerek uygulamaya konulmuşlardır.
Üçüncü niteliği : hepsinin aynı anda topluma sunulmamış olmasıydı. Kemalist eylem zaman içersinde geliştikçe, her devrim biçimlenmiş ve adım adım uygulamaya konulmuştur.
Dördüncü nitelik :  bütün devrimlerin temelinde, kurumsal açıdan “halk egemenliği” ilkesinin yatmasıdır.
Kemalist eylem, Kemalizm yada Atatürkçülük adı altında bir ideoloji olarak biçimlendi. İdeoloji olarak Kemalizm, Cumhuriyet’ten önce yoktu. Cumhuriyet’ten sonra, Atatürk eylemlerine göre oluştu. Kemalist ideolojinin temel nedeni (Bağımsızlık Savaşı ve Devrimler), siyasal zorunluluklardan doğmuş ve dış dünya ögelerinden etkilenmiş bir devrim oluşudur. Mustafa Kemal Atatürk, kökeni bakımından, Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetici seçkin sınıfının bir üyesiydi. Bu nedenle Kemalist ihtilal , temelde bir gruplar ya da sınıflar arası çatışma değil, grup ya da sınıf içi bir uğraş niteliği taşıyordu. Sonradan eylem, nitelik değiştirdi. Eylemin seçkinlere, yani Padişah ve adamlarına karşı yapılması geniş halk kitlelerine doğru zorladı. Bu zorlamanın doğurduğu eğilim, aslında imparatorluk zamanındaki Batılılaşma eylemlerinin getirdiği ideolojik birikim ile Padişaha ve düşmana karşı savaşırken kullanılan araç ve ilkelere de uygundu.
 
 Kültürel İkilik Ve Kemalizm (Atatürkçülük)
Atatürk Devrimleri, çok uzun bir zamandır süregelen “kültürel ikilik” sorununa çözüm getirmeye yönelmişti.
Toplumda, aydınlarla halk kitlelerinin kullandıkları ortak bir dil ve ortak bir yazın olmaması, bu iki grubun kültürel değerleri arasında büyük bir farklılaşmaya yol açmıştı. Mustafa Kemal, geniş halk kitleleriyle aydınlar arasındaki uçurumu kapatmak istiyordu. Halk egemenliğine olan inancı, temel ilkesiydi. Mustafa Kemal, Batı uygarlığının temelinde yatan ilkeleri uygulamak istiyordu. Bunlar, ulusçuluk, ulusal bir ekonomi ve yaşam görüşü olarak, bilime dayalı bir yaklaşımdı.
 
1.2 Batılılaşma Ve Toplumdaki Siyasal Güç Dağılımı
Osmanlı İmparatorluğu’ndaki bütün Batılılaşma çabaları gerici ve tutucu tepkilerle karşılaşmıştı. Padişah bütün toplumu etkileyen siyasal gücü ile toplumun dinsel-geleneksel nitelikleri o ölçüde bütünleşmişti ki, kimi kez, Padişahın kendisi bile, yeniçerilerin ve ulemanın  çıkarlarını rahatsız ettiği için, Batılılaşma çabalarına giriştiği gerekçesi ile tahtından indirilmişti.
Düzeni değiştirmeye yönelmiş her türlü çaba, bozuk düzenin temsilcisi olan çürümüş yönetici seçkin sınıfın çok sert tepkileriyle karşılaşıyordu. “Şeriat isteruk” sloganı ile sokağa dökülen kalabalıklar, aslında, “din devleti” kisvesi altında, kendi çıkarlarını savunan insanlardan oluşuyordu.
İmparatorluk dönemindeki Batılılaşma çabalarının başarısızlıkla sonuçlanmasının bir başka nedeni de, yapılan eylemlerin nitelikleriydi. Bu eylemler, gerekli toplumsal, ekonomik ve siyasal temelleri atmadan, Batı kurumlarını, tıpkısıyla aktarmaya  çalışıyorlardı. Bu anlamda, bütün Batılılaşma çabaları umutsuzdu, çünkü İmparatorlukta bunlar için gerekli geçmiş ve ortam yoktu.
Atatürk’ün Batılılaşmaya ilişkin olarak gerçekleştirdiği eylem iki yönlüdür. Birincisi, toplumun güç dağılımını, dinsel-geleneksel nitelikten, çağdaş-demokratik niteliğe aktarılmıştır. Yalnızca sözde kalmış bile olsa, “halk egemenliği” kavramını, yeni toplumu yaratmakta temel öge olarak kullanmıştır. Halk egemenliği ilkesi, onun, bütün toplumsal, ekonomik ve siyasal güçleri, batılılaşma yönünde güdümlemesine yardım etmiştir. Toplumun temel güç dengesini değiştirerek uyguladığı devrimlere karşı ortaya çıkacak direnmeleri de en aza indirmişti.
İkinci olarak,Mustafa Kemal, devrimlerini, bölük pörçük uygulamalar biçiminde değil, tutarlı bir bütünün anlamlı parçaları olarak sunmuştur topluma. Yaklaşık olarak on yıllık bir süre içinde, bütün devrimler yeni bir düzenin ayrılmaz parçaları olarak gerçekleştirilmişlerdir.
 
2. Siyasal, Hukuksal Ve Kültürel Devrimler
Siyasal devrimler yeni Türkiye’nin tüm çağdaşlaşma ve batılılaşma çabalarının altındaki temeli oluşturur. Atatürk, siyasal gücü yalnızca kendi elinde toplamakla yetinmemişti. Aynı zamanda, dini ve geleneği, bir siyasal güç kaynağı olarak baskı altına almış ve toplumu bu açıdan yeni devrimlere hazırlamıştır. Bu yaklaşım ise o günkü koşullar altında, İslam Dinine yapılan en büyük saldırılardan biri niteliğini taşıyordu.
Osmanlı İmparatorluğu ve onun geleneksel düzeni, İslam dininin kurallarından çok etkilenmişti. Bu yaklaşımdan dolayı, Atatürkçülük, toplum içindeki yerini ve gücünü yitiren din adamlarının gözünde dinsiz bir öğreti niteliği kazandı.
 
2.1 Padişah’ın Katkısı : Olumsuzluğun Desteği
Atatürk, bağımsızlık savaşı sırasında, Padişah tarafından kendisine bol bol verilen olanakları sonuna dek kullandı. Başka türlü, Saltanatı ve halifeliği kaldırabilmesi son derece zor olurdu. Düşmana karşı askeri başarı kazanıldıktan sonra, barış görüşmeleri başladığında batılı ülkeler, İstanbul hükümetini tanımayı sürdürüyorlar ve barış görüşmelerine katılmasında direniyorlardı.
Saltanat, T.B.M.M. Hükümetinin dış ilişkilerini zedelediği gerekçesiyle 1 Kasım 1922’de kaldırıldı. Böylece, siyasal devrimlerin ilki ve en zoru başarılmış oluyordu. Padişah’ın dinsel-geleneksel gücü, halk egemenliğini temsil eden Büyük Millet Meclisi’nin gücü ile yok edilmişti.
Cumhuriyet’in kurulması, Saltanatın kaldırılması ile başlayan siyasal devrimin, tamamlanması için atılması gerekli bir adım da 29 Ekim 1923’de gerçekleştirildi.  Siyasal devrimin üçüncü ve son adımı, halifeliğin kaldırılmasıydı. Abdülmecit Efendi, meclis tarafından Halife olarak atandı. Fakat bu atama yapılırken, Büyük Millet Meclisinin Halife atama yetkisinin olup olmadığı konusunda şiddetli tartışmalar oldu. Son Halife, Abdülmecit Efendi, Halifeliğin kaldırılması için hukuksal gerekçeyi kendisi hazırladı. İmzasını “Halife-Müslimin ve Hadim-ül-Haremeyn” (Müslümanların Halifesi ve Mekke ile Medine’nin Hizmetkarı) olarak atıyor, törenlerde Padişah gibi davranıyordu. Yeni hükümete karşı bir siyasal-dinsel önder tutumu içindeydi. Halifelik kurumu, Atatürk’ün yapmayı tasarladığı toplumsal ve laik devrimlerle çatışma durumundaydı.  Halifelik, 3 mart 1924’te kaldırıldı. Halifeliği kaldıran yasa, aynı zamanda Osmanlı ailesini de yurt dışına çıkarıyordu.
Halifeliğin kaldırıldığı aynı gün, “ Tevhid-i Tedrisat Kanunu ” adlı yasa ile, bütün eğitim kurumları tek ilke çerçevesinde birleştirildi.
 
 Laiklik Konusunda Atılan Adımlar : Demokrasinin Temelleri
Üçüncü bir devrim yasası daha Meclisçe kabul edilmişti. Bu yasa ile “Şeriye ve Evkaf Vekaleti” kaldırılmıştır. Aynı yasa, “Erkan-ı Harbiye Vekaleti” ni de kaldırıyordu. Askerler ve din adamları, günlük siyaset dışında bırakılmışlardı. Mustafa Kemal Atatürk, askeri ve dinsel etkinliklerin, siyaset dışı tutulması görüşüne yürekten inanmıştı. İkinci olarak, dinsel bir bakanlığa, askeri bir bakanlığa yaptığı aynı işlemi uygulayarak, toplumun dinci kesimlerinden gelecek karşıtlıkları ve direnmeleri en aza indirgemişti.
Eğitimin ve devletin laikleştirilmesi, tek bir adımda, gerçekleştirilmişti. Laikleşme kararının bir sonucu da, hukuk düzeninin laikleştirilmesiydi. İslam hukukuna göre yapılmış olan yasaların yerine yeni yasalar hazırlanıyordu.  17 Şubat 1926’da yeni “Medeni Yasa” Meclis tarafından kabul edildi ve         4 Ekim’de yürürlüğe girdi.
Devletin laikleştirilme eylemi, Anayasa’da yapılan değişikliklerle tamamlandı. “Türkiye Cumhuriyeti’nin Dini İslam’dır” sözü, Anayasa’nın 2.maddesinden çıkartıldı. 26. maddede yapılan bir değişiklikle, Büyük Millet Meclisi’nde, “şeriat” uygulayıcısı olmaktan kurtarıldı. Büyük Millet Meclisinde göreve başlarken edilen yeminde “Allah” yerine kişinin onuru üzerine dayandırılacak biçimde düzeltildi.
 
Şapka devrimi : Simgeye Saldırı
Kültürel niteliklerini, bu arada genel görünüşünü de değiştirmeyi amaçlıyordu. Bu yüzden, günlük giyim kuşam alışkanlıklarını etkilemeye kararlıydı. 25 kasım 1925 tarihinde, “fes”i yasaklayan ve herkesin şapka giymesini zorunlu kılan bir yasa kabul edildi.
Atatürk, şapka yasası Meclis tarafından kabul edilmeden üç ay kadar önce, kendisi kişisel olarak şapkayı ilk kez Kastamonu’nda halka sunmuştu. Kastamonu’nun niteliği, en tutucu olan, dolayısıyla, böyle bir yeniliğe karşı direnmesi en olası görünen bir kent olarak düşünülmesiydi.
 Saat Ve Takvim’in Değiştirilmesi : Batı’yla Bütünleşmeye Doğru
 “Hicri” ve “Rumi” takvimler (İslamlığın doğuşunu başlangıç kabul eden ay ve güneş takvimleri) Batı takvimi ile değiştirildi. 26 Aralık 1925’te Batı’nın kullandığı saat düzenine uyduruldu. Hafta sonu dinlenme günü de Cuma’dan Pazar’a alındı.
“Paşa”,“Bey”,“Efendi”, gibi sınıf belirten yada dinsel anlamı olan unvanların kaldırılması; soyadı yasası; Latin harflerinin kabulü; rakamların değiştirilmesi ve bu değişikliklerin doğurguları. Ülkenin toplumsal görünüşü kısa bir sürede değişmişti. Bu değişiklik, bütün devrimlerin geniş halk kitleleri tarafından aynı ölçüde benimsendiği anlamına gelmiyordu.
Ulusçuluk Yönünden Devrimler
Ulusçu yaklaşım, dört alanda yapılan devrimlerle çok daha güçlendirilmeye çalışılmıştı. İlk alan, Türk diliydi. Arapça ve Farsça sözcükler ile dolu ve hem Arap hem de Fars dilbilgisinden etkilenen Osmanlıca’ya karşı dilin, “Türkçeleştirilmesi”, ulusal bütünlüğü sağlamak için bir zorunluluktu. Türk Dili’ni inceleyip, araştırmak ve yabancı etkilerden arındırmak için, “Türk Dil Kurumu” kuruldu. İkinci alan,  tarihti. Türk tarihinin tam incelenmesine girişildi. Türk Ulusu’nun tarihi, artık Osmanlılardan bağımsız olarak araştırılıyordu. “Türk Tarih Kurumu” büyük katkılarla, ulusal kimliğin güçlenmesine yardımcı oldu. Üçüncü alan, ekonomi ve özellikle tarımdı. Ulusal bir ekonomi yaratmak çabalarına, devletin ekonomik etkinlikleri ve ulusal bir burjuvazinin desteklenmesi yoluyla girişildi. Dördüncü alan, dış siyasetti. Barış ilkesine dayalı ve yabancı ülkelerden çok daha bağımsız bir dış siyaset uygulamasına gidilmişti.
Devrimlerin Benimsenme Düzeyi : Bir İdeolojiye Duyulan Gereksinme
Atatürk devrimleri, uygulamaya dönük bir biçimde, sağlam bir kuramsal ya da öğretisel temele oturtulmadan gerçekleştirilmişti. Bu devrimler, aslında Osmanlıların sorunlarına karşı geliştirilen toplumsal, siyasal ve ekonomik önlemlerdi. “Serbest Fırka” deneyi, devrimlerin halk tarafından benimsenme düzeyinin hiç de istenen ölçüde olmadığını göstermişti. Böylece, geniş halk kitlelerinin eğitiminde kullanılacak bir ideoloji olan gereksinme ortaya çıktı. Atatürk, Cumhuriyet Halk Partisi’ni bir siyasal eğitim aracı olarak kurmuştu. Bu nedenle, böyle bir ideoloji de parti içinde yaratıldı.
Bir  İdeolojinin Biçimlenmesi  : Atatürkçülük (Kemalizm)
Cumhuriyet halk Partisi’nin 1927’deki Parti Kurultayı bir ideolojinin biçimlenmesi açısından, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki en önemli olaylardan biriydi. Kurultay’da Atatürk, altı gün süren bir söylev verdi. Bu söylevde, ilerde biçimlenecek bir ideolojinin temel öğeleri de, uygulama ilkeleri olarak  açıklanmıştı.
1927 yılında artık devrimlerin bir kesimi uygulamaya konulmuş ve bir ideolojiye duyulan gereksinme iyice belirginleşmişti.
 
1927 Cumhuriyet Halk Partisi Kurultay: Biçimlenmeye Doğru İlk Adımlar
1927 yılındaki Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayı yeni bir tüzük kabul etmişti. Yeni bir tüzük yapılmasının gerekçesinde, yeni tüzüğün, partinin kuruluş amaçlarını ve ilkelerini açıklığa kavuşturacağından söz ediliyordu. Bu tüzükle partinin cumhuriyetçi, halkçı, ulusçu olduğunun ve devletle dinin kesin olarak birbirinden ayrılmasından yana bulunduğunun açık olarak belirtileceği bildiriliyordu.
Parti tüzüğü, Cumhuriyetin korunması, dinin siyasetten ayrılması, Türk Dili’nin ve Türk Kültürü’nün, ulusal bütünlüğü sağlayıcı araçlar olarak, geliştirilmesi konuların da kesin bir tutum belirliyordu. Atatürk, laikliği bir temel ilke olarak belirliyordu.
Kemalizmin bir ideoloji olarak biçimlenmesi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1931’deki üçüncü kurultayında tamamlandı. Laiklik, devletçilik ve devrimcilik ilkeleri, cumhuriyetçilik, ulusçuluk ve halkçılık ilkelerine eklenmişti. Bu altı ilke “altı ok” olarak Cumhuriyet halk Partisi’nin simgesi kabul edildi. 1935 yılında Cumhuriyet halk Partisi’nin dördüncü kurultayı, bu altı ilkeyi Atatürkçülüğün ilkeleri olarak niteledi.
 Atatürkçülüğün Gelişme Çizgisi
Atatürkçü ideoloji, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş yıllarında gelişmeye başlamıştı. Cumhuriyet kurulunca, ortaya çıkan demokrasi denemeleri, “Terakkiperver Fırka” ile “Serbest Fırka”, Kemalizmin biçimlenmesine yardımcı oldular. Ortaya çıkan demokrasi deneyleri ve bunların belirlediği gerçekler, özellikle, devrimlerine karşı olan direnmeler, onu, görüşlerini bir düşünce okulu biçiminde ortaya koymaya zorlamıştı.
Aslında bu altı ilke, Osmanlı yapısına karşı bir tepki olarak geliştirilmiştir. Bu ilkelerden pek çoğunun, Cumhuriyetten önce, batılılaşma ya da çağdaşlaşma akımları içinde Osmanlı toplumuna sunulmuş, fakat başarıya ulaşamamış bulunmaktadır. Padişahı ve geleneksel güç yapısını ortadan kaldırarak, Atatürk, başarılı bir devrimci olarak kendi şansını kendi yaratmıştır.
 Ulusçuluk : Emperyalizme Karşı Gecikmiş Bir Uyanış
Türk Ulusçuluğu, “İttihat ve Terakki Partisi” zamanında ortaya çıkmıştı.(Ortaylı,1983,a:178-179) Ziya Gökalp’e göre, Türkçülük, batı Uygarlığının kalıpları, Türk kültürünün içeriği ile doldurularak güçlendirilecek- ti.  Ziya Gökalp, sürekli olarak batı kurumlarını, batıda geliştirildikleri gibi anlamak yerine, Türk kültürünün, batı uygarlığının geliştirdiği biçimler içinde topluma egemen olması gerektiğini savunmuştu.
 Kemalizm, Ziya Gökalp’in biçimlendirdiği ulusçuluk ilkesinden etkilenmiştir. Mustafa Kemal’in ulusçuluğunu, zamanındaki öteki ulusçuluk eylemlerinden ayıran iki önemli nokta vardı. Baskın Oran, bu özellikleri şöyle yorumluyor:
1. ‘Ulusal’ sözcüğünü kendi siyasal sınırları dışına taşırmadan yorumlayan tek devlet olmuştur. Sınırları dışındaki soydaşlarının yaşadıkları toprakları alma siyaseti yüzünden ulusal sınırlarını tehlikeye sokmamıştır.
2. Atatürk milliyetçiliği, emperyalizme karşı çıkmak için ortaya atılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yeni kültürel ögelerle desteklenmesinin zorunlu olduğunu çok iyi biliyordu. Bu nedenle, bütün gücünü dil ve tarih üzerinde odaklaştırmıştır.  Türk ulusçuluğun u güçlendirmek için, toplumdaki kültürel ikiliği ortadan kaldırmaya ve Türk ulusunun tarihsel kökenini belirlemeye özen gösteriyordu.

Cumhuriyetçilik : Şeriat Düzenine Karşı Bir Silah
İmparatorluklarını yitiren Türkler artık bir bilinç geliştirmeye başlamışlardı. Toplumun evrimleşmesi açısından bakıldığında, Atatürkçülüğün en devrimci yönü, siyasal ideolojisinde belirleniyordu.
 
Halkçılık : Toplumsal-Kültürel Ve Ekonomik Bir Yaklaşım
Halkçılık, siyasal niteliği yanında, toplumdaki kültürel ikiliği yok etmeyi amaçlayan bir toplumsal özelliği de vardı. Ayrıca, bu ilke, toplumdaki sınıfsal ayrılıkları da görmemezlikten gelmek için kullanılan bir araçtı. Cumhuriyet halk Partisi’nin parti programında halkçılık tarifi; “Kanunlar önünde mutlak eşitlik kabul eden, hiçbir ferde, hiçbir aileye, hiçbir sınıfa, hiçbir cemaate imtiyaz tanımayan yurttaşları, halktan ve halkçı olarak kabul ederiz.” şeklinde belirlenmişti.
Bu idealizm, uygulamada, devletçilik yoluyla ulusal bir sermaye sınıfı yaratırken, buna karşı tepkilerin denetlenmesi işlevini gördü. Bu anlamda “halkçılık”, yalnızca bir toplumsal siyaset simgesi değil, aynı zamanda ekonomik etkinlikler için yol gösterici bir ilke olma niteliği de kazanıyordu.
Aslında, bütün devrimler aydın bürokratların ürünüydü. Bu anlamda, halkçılık da, temelde, Türk toplumuna seçkinci bir yaklaşımla bakışı simgeliyordu.

Devletçilik : Ekonomik Kalkınma İçin Kısa Yol
“Devletçi-seçkinler” (yönetici bürokratlar), ulusal bir ekonomi yaratmak için özel girişimcilerle işbirliği yaptılar. Devletçilik, özel girişimciliğe dayalı bir ulusal ekonominin aracı oldu. Kemalist ideoloji içinde bir ilke olarak devletçilik, devletin denetim altında tuttuğu bir ekonomi değil, olanaklı olduğu ölçüde, yabancı denetiminden bağımsız bir ulusal ekonomi  yaratmaya yönelmiştir. Devlet, bireylere ekonomik destek sağladı.

 Laiklik  : Demokrasinin Temeli Ve Bir yaşam Biçimi
 Bütün öteki Kemalist ilkeler gibi, laiklik de, Osmanlı düzenine bir tepki olarak biçimlenmişti. Devlet ile dinin ayrılması bakımından, siyasal bir ilke olmasının ötesinde de özellikleri vardır. Aynı zamanda dinin hukuksal, eğitimsel ve kültürel yaşamdan soyutlanması amacını taşıyordu.
Böylece din, siyasal iktidar açısından, egemenlik kaynağı olarak, milli iradenin ya da halk iradesinin karşısında bir rakip olma niteliğinden arındırılıyordu.  Osmanlı İmparatorluğu’nun toplumsal, kültürel ve siyasal bütün yaşam alanları altı yüzyıllık İslam Dininin egemenliğinde varlığını sürdürmüştü. Toplumdaki güç dağılımı ve karşılıklı ilişkiler yönünden, din adamları ile Atatürkçüler birbirlerine düşman oldular.
Atatürk, dini ve dinsel önderleri, Bağımsızlık Savaşı’nda kullanmış olmakla birlikte, onlara karşı özel bir sevgisi de yoktu. Bir siyasal devrimci olarak dini tümüyle gözden çıkarmak Atatürk için olanaklı değildi. Cumhuriyet Hükümeti’nin, İslam dinine karşı fırsatçı bir tutum izliyordu: İslam dininin Cumhuriyetçi ilkelere uygun olduğu yerlerde, dinden yanaydı. Kemalizmin başarısını tehlikeye düşürmesi olasılığı bulunan durumlarda, İslam dininin karşısına çıkıyordu.
 Devrimcilik  : Kemalizm (Atatürkçülüğün) Yapısı
Bir başka Kemalist ilke devrimcilik, öteki beş ilkenin yapısını ortaya koyuyordu. İki temel anlamı vardı; Birinci olarak; devrimcilik, yeni Cumhuriyet’in kadroları tarafından uygulanmış olan devrimlerin korunması anlamını taşıyordu. İkinci olarak; devrimcilik anlayışının, Türk toplumunun geleceğini de egemenliği altında tutması gerekliliğini belirtiyordu.

Kemalizm, devrimcilik, onun kaçınılmaz bir niteliği olarak sürekli “yenilikçilik” özelliğini vurguluyordu. Atatürk, bu nedenle, Kemalizmi bir öğreti (doktrin) olarak geliştirmek isteklerine karşı çıkmıştır. Sürekli değişme içinde olan bir hareketin kalıplaştırılmasının, gerilemeye yol açacağını savunmuştur.

Yazıyı Oylayın?

atatürk türkiye'nin geleceğini nasıl değiştirdi - Yorumlar

YORUMLARINIZI PAYLAŞIN

 

Yapılan Yorumlar

umut doğan akman06 Kasım 2013

ya gardaşlarım herkes okumak yazmak ister ama bak işte bu konuya girmek istemedim ama ne uzun birşey olduğunu sizde biliyormusunuz ellerim koptu yani yaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa birde espiri yapak dedim

öğretmen ler bu işi fazla guyruğun dan gaçırmış abiii beeeeeeeeee

BENZER İÇERİKLERİlginizi çekebilecek diğer içerikler

Copyright © 2009 - 2018

BizimKulis - Tüm Hakları Saklıdır